taşındı

http://nohutun.blogspot.com  adresine taşındı…

gel değişelim

Sitenin veritabanı şifreleri dağıtınca zorunlu ara vermek zorunda kaldım , bu kadar üstünkörü tutulan bir blog olmasına rağmen onu bile kaybetmek insanı rahatsız ediyormuş kimbilir günde binlerce kişinin ziyaret ettiği bir site olsa ne yapar insan. Veritabanı şifrelerini kaybetmişken yeni bir şifrem oldu digiturkwebtv.com.tr adresinde . Bütün lig maçlarını komple paket olarak alıp web üzerinden izleyebiliyoruz , 2 maç izledim performans iyi ama bir gs veya bjk maçında bekleneni veremeyebilir bu sistem. Neyse fb-ts maçına giriş yapmadan önce bu kadar dolanmaya gerek yok aslında , benim için bu işin güzel tarafı evde laptop ile balkonda keyif çatarak , yeşil çay yudumlayarak maçları izleme şansım olacak bu sene bolca da yorumlama tabii ki.

2010 08 23 t7 gel değişelim

aykut kocaman

Rıdvan Dilmen “fenerbahçe de değişim başladı” diye bir cümle kurmuş , biraz fazla heyecanlı ve acele kurulmuş bir söylem geldi bana. Gerçekten bir değişim mi var ? yoksa “ya tutarsa”ya dayanan bir deneme yanılma çabaları mı ? Değişimi sadece oyuncu dizilişlerinde mi aramak lazım çünkü trabzon maçının ilk yarısındaki kadro geçen seneki oyuncuların aynısıydı yoksa takıma ve oyuna bakış açıları mı değişiyor tüm topçuların . Çok iddialı bir kelime değişim , hele de fenerbahçe gibi dalgalanmaya doğuştan meyilli bir camia’da kullanmadan önce kırk defa düşünülmesi gereken bir kelime değişim.

Değişim ile ilgili söyleyeceklerimizi saklı tutarak bu maça geçelim ; kadroyu ilk gördüğümde aykut hoca trabzonun orta sahasının çok etkin olacağını tahmin etmiş ve buna karşılık koşan , mücadeleci ve defansif özellikleri olanlardan kurulu bir orta saha ile bu etkinliğini azaltmayı düşünmüş dedim. Bu özelliklere uymayan efsane kaptan Alex böylelikle yedeğe çekilmiş oldu aslında bu bile yukarda bahsettiğimiz “değişim” çabalarının yeterli göstergesi sayılabilir aykut hoca için ama o kadar kolay değil bu iş. Gitsin kalsın nöbetçi olsun olmasın tartışmaları içinde futbol hayatı heba olan Semih’i de yeni transfer Niang ile birlikte ileri koyarak topu rakip yarı alanda daha fazla tutmak böylelikle daha çok hücumdaymış görüntüsü çizmek istemiş gibi görünüyordu. Her türlü taktik ve planı yerle bir edecek şekilde ilk 20 dk. da 2-0 geriye düşülmesi tabii ki aykut hocayı haksız konuma düşürdü. Semihin kendinden beklenmeyecek derecede hızlı ve düzgün top çevirmesi ile bulunan 1 gol umut ışığı oluyordu ki klasik türk usulü yan top pozisyonunda adam paylaşma beceriksizliğinden yenilen 3. gol yine aykut hocayı alıp karanlık kuyuların başına getirdi , yattara’nın başını çektiği trabzon forvetleri biraz daha acımasız olsaydı aykut hoca şimdi o karanlık kuyuların dibinde paok maçında alınacak süpriz bir galibiyet için dua ediyor olurdu . Hep ilk 11 hayali kurup da sonunda az buçuk da olsa ilk 11 istikrarı yakalarken sakatlanıp çıkmak Semih için ne kadar acı ise , Stoch ile derlenip toparlanan Fenerbahçe için o kadar iyi idi. Nitekim Stoch biz bir takım Fenerbahçelilerin yıllardır hayalini kurduğu , topu aldı mı doğru kaleye gidecek giderken de aralara dalıp dalıp rakip defansı sersemletecek bir “pırpır” oyuncu modeliydi ve beklentileri boşa çıkarmayacaktı. Güzel bir assist ile benim hala nasıl bu kadar şişirildiğini anlayamadığım m. topuzun skoru 3-2 ye getirmesini sağladı. Tabii bu “kardeşim Stoch her türlü ilk 11 başlar bu kadar” diye fırsat bekleyenlerin ekmeğine yağ sürmüş oldu. İlk yarının sonlarına bakıp ikinci yarı Fenerbahçenin bu maçı ikinci yarı lehine çevirebileceği söylenebilirdi ama ikinci yarı yine fırtına gibi bir Trabzon karşısında daha şanslı bir Fenerbahçe vardı . İlk yarıda olmayan pozisyonlardan yenen gollere karşılık ikinci yarı en net pozisyonlardan bir gol çıkmaması en kolay yoldan “şans” ile açıklanabilir. Çok kolay çalınmış bir penaltı ve onun da gayet güzel kurtarılmasını dışarda tutabiliriz. Maç 3-3 de bitebilirdi 6-2 de , her türlü sonuç makul görünecekti sonuçta pek alışılmadık derecede hareketli ve tempolu bir maçı kimse beklemiyordu ve umduğundan çok çıktığı için kimse bulduğuna itiraz etmezdi herhalde.

Tekrar değişime dönecek olursak , en basitinden bir işyerinde bir şeyleri değiştirmek zordur hele de orası senelerdir aynı işi yapan bir sürü kişiyle doluysa ve siz gelip o kişilere bundan sonra işleri şöyle yapmamız lazım derseniz varsa içlerinden en açık sözlüsü büyük ihtimalle size şunu soracaktır “ne gerek var ?” . Dışardan baktığınızda Fenerbahçe geçen sene şampiyonluğu karış farkıyla kaybetmiş bir takımdır en yakın rakibine 10 puan fark atmıştır , göreceli olarak başarılı sayılabilecek bir durumdadır , bu sene yine aynı tempoyu tuttursa ve biraz daha dikkatli olsa geçen sene karış farkıyla kaçan şampiyonluk pekala gelebilir , peki o zaman bu değişime ne gerek var ? Aykut hoca gereğinden fazla büyük bir işin altına girdi , daumun aldığı paranın 3′te 1′ine onun aldığı riskin 3 katını alıyor. İlk önce bütün bir camiayı olmasa bile bazı kesimleri “değişim” gerektiğine inandırmalı sonra da bu sürede kaybetmenin normal olduğuna .

Normal doğum çok sancılıdır ama sağlıklıdır , sezeryan en kısa yoldan olanıdır. Fenerbahçe sezeryan doğumların kulübüdür , ağrı eşiği düşüktür sancıya gelemez keser atar.

wait for me moby

bir cumartesi sabahı , moby ile .


mavi hap kırmızı hap

alex mavi hap kırmızı hap aykut kocaman mavi hap kırmızı hap

Gün bugündür , 12 eylül referandumundan bile daha çetrefilli ve gönül dağlayıcı bir seçimdir bu . 2 sevdiğin var , gönlünün kıyısında yer ayırdığın şimdi ikisini birden ya çöpe atacak ya da birini seçeceksin. Futbol medyasının önümüzdeki günlerde milyonlarca Fenerbahçeli’ye servis edeceği iki renkli hap , Alex mi ? Aykut mu ? herkes kendi Matrixini yaşasın bakalım . Young Boys maçını izlediğim kahvede arkamdaki adam 45 dakika boyunca “alexsiz olur mu be , çıkacak adam mı alex ya” diye  söylenip durmasından tırsmıştım çünkü o kahve gibi onbinlerce kahve ve her birinin içinde futbol medyasının zihniyet temelini oluşturan yüzbinlerce söylenen adam var. Stada gelen homurdanma makinalarını saymıyorum bile.

Daha önce defalarca alex koşmuyor , takımı 1 kişi eksik bırakıyor diye yazıp çizenler önümüze alex’in istatistiklerini koyacaklar üstüne de türkiye’ye gelmiş en faydalı yabancı oyuncu sosu döküp süsleyecekler ve karşılığında da aykut kocaman’ın hocalık kariyerinin aslında fenerbahçe için yeterli olmadığını , yıldız futbolcuları idare edecek karizmasının olmadığını ve cesur kararlar veremediğini öne sürecekler. Cesur karar almanın alex’i oyundan çıkarmak olmadığını bunun takımın dengelerini bozduğunu ve en büyük zararın da aykut kocamanın kendisinin çekeceğini falan söyleyecekler. Bunların üstüne takımdaki karaktersiz topçuların iki adım önündeki topa girmeyip kıçını başını sallayarak sahada gezinmeleri de eklenince gelecek bir kaç mağlubiyet ile içtiğimiz hap midemize oturacak. Aykut Kocaman’a bir elveda selamı çakan fenerbahçe taraftarı yeni disiplinli(!) hoca ile güzel skorlara yelken açacak , gemiyi hiç terketmeyen kaptanı(!) ile.

Bu olasılığı çok yüksek olan senaryo , ihtimali düşük de olsa başka bir senaryo  da var . Onu biraz daha saklayıp olur da bir mucize olursa “şerrefsizim ben düşündüydüm aha taslak olarak yazı bile yazdıydım” demek için kenara koyuyorum.

Nasıl olacak ki ?

2010 07 28 youngboys4 Nasıl olacak ki ?

Eski avrupa maçlarına benzedi dünkü maç , rakip sağdan soldan ortadan tepeden her yerden saldırır 3-4 tane atınca da rahatlar yedekleri sokar onlarda bir hınçla ataklara katılır ama ilahlar korurdu kalemizi. Dün de ilahlık rolüne soyunan volkan vardı , penaltıyı da çıkartsa bir tane de isviçre panterimiz olurdu. 2 tane çok iyi onun dışında çok kötü 9 tane adam vardı sahada. Aykut hocanın işi zor , çok zor nerden tutsan elinde kalıyor takım . Ama buna rağmen yine de avrupa kupalarında deplasmanda kaybetmeme serisine devam etti hatta o dandik penaltı olmasaydı galip bile gelebilirdi , evet burda bir takım kötü oynadığı maçları bile kazanabiliyorsa… diye başlayan klişeyi yerleştirebiliriz ama tam oturmaz . Takımın hücum gücü iyi bence , Stoch üstüne bu sene en az 3-5 yazı yazdırıcak kalitede ve etkide biri gibi duruyor. Dia da aynı etkiyi yapacaktır ve ben genel kanının aksine hücuma yönelik oyunda hızlı ataklarda Alexin çok daha etkili olabileceğini düşünüyorum. Strese girmediği zamanlarda hemen her takıma karşı mutlaka golü bulacaktır Fenerbahçe , ancak golü attıktan sonra ortayı ve arkayı nasıl dolduracak o sorun. Mecburiyetten dolayı 10 kişi kalınca takım savunması psikolojik olarak yerleşiyor ve görece başarılı olabiliyor takım ama 11-11 olduğunda daha çok hücum yapma ihtiyacı hissettiğinde işler kötü çünkü hücum ile defans arasında koca bir tarla kadar boşluk oluyor , burayı dolduracak kapasitede bir aurelio-appiah ikilisi yaratılmadığı sürece bol gollü maçlara tanık oluruz.

Emre sakat olmadığı sürece takımdan kesilmesinin teknik ve taktik olarak mümkünatı yok o zaman emre’nin sağına veya soluna artık neresine yerleşecekse sağlam bir dinamo koymak lazım eldeki kadroda böyle biri çıkar mı ? Zor dostum zor şarkısını playlist’e alıyoruz hemen . Defans Lugano ve G.Gönül dışında elle tutulur bir tarafı olmayan yapısıyla fazlasıyla heyecanlandırıyor insanı , young boys maçı çok güzel bir örnek oldu bu heyecana ama bir sezon çekilecek türden değil bu evde parçalayacak yastık kalmaz yoksa devre arasına kadar. Defans yapmayı gerek fiziksel gerekse mental açıdan beceremeyen bir futbol kültürümüz olduğu için bizim ligimizde biraz sağlam ön liberolar ve onların arkasında savrulmayan stoperleri denkleştiren her takım şampiyonluğa uzanabiliyor , Fenerbahçe şu an itibariyle arkası sağlam bir takım olmaktan fersah fersah uzak , sadece Lugano ve G.Gönül ile çözülecek türden  bir sorun da değil ; aurelio’dan beri ortadaki tarlayı ekip biçecek adam kadrosunu tam anlamıyla dolduramıyorlar . Bu alan gerektiği gibi dolmayınca defans en kral stoperler ile dolu olsa misal lugano-terry gibi akıllara zarar bir ikili oluşturmuş olsa bile  kevgire dönme ihtimali oldukça yüksek oluyor .

Evet kilit adam rolünü yine hiç sevmediğim halde emre b.’ye biçmek zorundayım ve bütün karın ağrım bu yüzdendir. Bakalım aykut hoca’nın mülayim duruşu mahallenin şımarık çocuğu modelindeki emre b.’yi yola getirip istikrarlı ve verimli bir ön libero haline getirecek mi ? hatta bununla yetinmeyip yardımlaşması ve takım oyunu mantalitesini geliştirip yanına gelecek vasatın biraz üstü m.topuz veya selçuk gibi oyuncuları basamak atlatacak mı ? ve en önemlisi de emre b.’nin yükselişi ile birlikte fenerbahçe diyelim ki şampiyonlar liginde gruplara kalırsa , hadi biraz daha abartalım gruptan çıkarsa falan tribünde mesela ben emre’ye tezahürat edecek miyim ? Yazıyı ister istemez emre eksenine kaydırdım ama emre ve yanındaki adam her maç 3 kişilik top oynamadığı sürece takım tel tel dökülecek , volkan -biraz da mecburiyetten- en iyi sezonlarından birini geçirecek , alexin takımı eksik bıraktığı tartışmaları iyice alevlenip belki de yedeğe çekilmesi gerekecek , takım kötü giderse lugano sezon ortasında kapağı başka bir takıma armak için figerin fitilini ateşleyecek , taraftar selçuk , bekir ve bilicaya saydırmaktan arta kalan vaktinde Stoch için pankartlar açacak ( dia da bu kontenjana adaydır ). Aykut hoca da öğütme makinemizin nadide dişlileri arasından kurtarabildikleri ile tanıl bora deyimiyle bir başaltı takıma zıplayacağı zamanı kollayacak. diyorum evet.

cimnastik ile spora adım adım

yagmurcimnastik1 cimnastik ile spora adım adım

bugün kızımla spora ile adımı attık , nerdeyse 1 senedir bekliyorduk . Geçen yıl cimnastik federasyonu ile görüştüğümde 5 yaşından önce pek uygun değil cevabını alınca bekleyelim bakalım demiştim. Zamanı geldi diyerekten federasyon ile görüşüp kursa başladık , bugün de ilk idmana gittik. Okuldayken voleybol basket maçlarına falan gittiğimizde oyuncuların ailelerini görünce imrenirdim ne ben sporcu olabilmiştim ne de ailenin spora bir ilgisi olmuştu , seneler sonra kendi kızımla birlikte artık tribünde oturan bir sporcu yakını sınıfına girmiş oldum , bakalım bu yolun sonunda olimpiyatlarda madalya töreninde gözyaşlarına hakim olamadığı için kameraların zoomladığı baba modeline mi çıkacak yoksa eş dost sohbetlerinde “biz de zorladık ama bizim çocuk kalas gibi sporu beceremiyor” diye geçiştiren baba modeline mi ?

bu arada cimnastik federasyonunun kapalı spor salonu olarak istanbul ili içinde sadece kartal’da tesisi varmış , bütün sporların atasını yapmak isteseniz istanbulda salon yok.

badavut’ta bir yağmur damlası

badavut5 e1279308900586 badavutta bir yağmur damlası

Yine arayı açmışım farketmedim bile ,  kızımla bütün kış hayalini kurduğumuz tatile gitme arefesinde bir sürü şey karambole gelmiş .

*En basitinden koca bir dünya kupası geldi geçti , gündüz maçlarını izleyemedim genellikle akşamları oynanan özellikle de çeyrek final ve üstü maçları izledim ve bir futbolsever olduğum için kendime teşekkür ettim . Forlan desem yeter.

*Yine bu karambolde fenerbahçe’de kocaman umutlar , kocaman hedefler vb. kocaman sıfatlı başlıklar altında aykut kocaman teknik direktörlüğe geldi. Hep hayalimdi , bir sürü fenerlinin de hayaliydi ama böyle acaip bir sezonun sonrasında değildi , bu güdük yönetimin altında değildi. En dibe vursaydık mesela küme düşmenin eşiğinden dönsek de maça gelecek 3-5 bin kişi kalmasa ortada işte o zaman gelseydi aykut kocaman takımın başına hayallere daha uygun düşerdi sanki.

*Pardus güzel güncellemeler çıkardı , çeviri veya belge yazma ile pardusa gönüllü destek verme konusunda giderek daha da artan bir heves kabarıyor içimde hadi bakalım hayırlısı.Pardus 2011′de daha aktif olacağım söz veriyorum.

*Feribot hariç 6,5 saat araba sürdüm , volkswagen çok güzel araba yapıyor bir kere belirtmek lazım. Bu ülkedeki bu trafik cahili insanlara da bu arabalar fazla bence , ne sollamayı ne tabela okumayı bilmeyen insanlarla aynı yollarda gitmek intihara eşdeğer.

*Massive Attack gelmiş gitmiş yine sektirdik  45 yaşına gelmeden massive attack konserine gitmeliyim , kariyerimdeki en önemli basamklardan birisi budur aha da paylaştım internette.

*Bize istanbul’da domates diye saman satıyorlarmış , bir de nem oranı düşük olan yerde terlemeden gezmek ne güzelmiş ( bkz. üstteki foto ve çekildiği yer olan sarımsaklı sahili)

* Şekeri yükseltmemenin formulünü buldum ama emekli olmadan veya lotodan parayı vurmadan uygulamam çok zor. O zamana kadar dayanın iç organlarım.

*Karma police arrest this girl

*This is what you get

*Josef K. , bu tatilin kahramanı.

Ordaydık , sonisphere’in ortasında.

Sonisphere istanbul

İlk stadyum konserimin üstünden tam 17 sene geçmiş . Gardolabımda özenle seçtiğimiz tişörtlerin yerini değişik desenli kravatlar , ayakkabı rengiyle uyumlu kemerler ve hatta bir kaç tane gümüş rengi kol düğmeleri bile doldurmuş halde. Ama hala kasetlerim için 2 raf ayırıyorum , evet hala kaset dinliyorum ve hatta hala güzel bir deck ile sistem kurmayı düşünüyorum.Ve hala müzik hele de büyük bir konser dendi miydi bukalemun misali kabuk değiştiriyorum.Sandıkta özenle saklanan çeyizlik el işlemelerini günyüzüne çıkartan bir anne edasıyla çıkartıyorum kendimi içerden biryerlerden.

Konser ile müziğin çok doğru orantılı olduğunu düşünmüyorum hele de rock konserleri için orda bulunmak , bulunmuş olmak için gitmek daha ağır basıyor sanki. Büyük stad konserlerinde hiç de temiz ve güzel bir sound’a denk gelmedim ama orda çalan insanları görmek güzeldir her zaman. Apartman misali dizilmiş hoparlörlere maruz kalmak zordur , yorucudur insanın kafasını kazan gibi yapar . Güzel müzik dinlemek isteyen gitmesin stadda konsere , dayanabilecek olan gitsin. Bu yüzden birileri ile konsere hele de stad konserine gideceksem önceden mutlaka uyarırım “bak orda şöyle oldu böyle oldu ses rahatsız etti , başım ağrıdı yoruldum falan dinlemem” diye . Ben genellikle erken girip yavaş yavaş , alt gruplar çıkıp indikçe öne doğru ilerler ve esas grup çıktığında ise güzel şöyle hafif çapraz ama önlerde bir yere konuşlanmış olmayı severim. Bu da zahmetlidir biraz . Grupların gaz parçalarındaki dalgalanmaları falan atlatmak , pogo kalabalıklarından zararsızca sıyrılabilmek maharet ister , tecrübe ister.

Sonisphere festivalini duyduğumda oha demiştim ilk olarak , bunca sene envai çeşit ortamda kim kimden daha iyi tartışmaları yaptığımız grupların sırayla istanbulda sahneye çıkacak olması tarif edilemez bir duyguydu. Hayatımızın kaç senesi kantin köşelerinde , dolmuş koltuklarında kalbimizi heavy metal aşkıyla doldurmak için kulağımızda walkman dizimizde doğal baterimizle geçti. Ah o çift krosun bir motor temposunda koşturması , adamı alıp duvara çarpan distorşınla kaplanmış gitar riffleri , hepsi hücrelerimizin duvarlarına öyle yazılmış ki 40′a merdiven dayamışken bile evi barkı ve o dayadığımız merdiveni bırakıp sonisphere’e koştuk.

Continue reading »

Mahşerin 4 atlısıyla yüzleşirken

Anthrax 1 Mahşerin 4 atlısıyla yüzleşirken slayer1024x768 Mahşerin 4 atlısıyla yüzleşirken

megadeth Mahşerin 4 atlısıyla yüzleşirken dm met1 10241 Mahşerin 4 atlısıyla yüzleşirken

Kim verecek bu boyun fıtıklarının hesabını ?

kaldı 5

hiç bir şey olmamış gibi

azizyildirim daum hiç bir şey olmamış gibi

Sanki o maç öyle bitmedi , bu kulübün tarihindeki en acılı günlerden birisi daha hiç yaşanmadı. Sanki ne bileyim o stad hiç yakılmamış gibi . O akşam stadın etrafında  yaşananlar hiç olmamış gibi , sanki o takımı ben piç etmişim de şampiyonluğu soytarı bir şekilde kaybetmişim gibi.

Positions by Seo-Watcher