Tag: basketbol

kupanın gerçek sahibi

2010 06 02 fbson1 kupanın gerçek sahibi

o kupa en çok yakışan kişinin ellerinde , selam olsun sana damir mrsiç.

üçlük

imperiaflex0001ag4 184x300 üçlük

damir

seni kaç maç daha gs karşısında üçlük atarken görebiliriz ki ?

o formayı üstünden hiç çıkarma benjamin button damir !

bi bakmak lazım

turgaydemirel bi bakmak lazım

Benim bu konuda çok fazla yorum yapmam doğru olmaz. Birkaç sene içinde tüm gerçek çıplaklığıyla ortaya çıkacak. Ama özellikle Milli Takım’a bu durum çok zarar verdi. Beko Basketbol Ligi’nin final maçında yasaklı bir narkotik maddenin Efes Pilsen’in kurayla çekilen iki oyuncusunda da çıkmış olması tesadüf gibi gözükmüyor. Basketbol için büyük bir şanssızlık ve Efes Pilsen için de üzüntü verici bir olay. Oyuncu da savunmasında nerden girdiğini bilmediğini söyleyerek konunun çözümüne de pek yardımcı olmadı. Kurallar da açık. Gerekenler yapıldı ve tahkim de cezayı onayladı. Madde bir tek Kerem’de olsaydı ve vücuduna nerden girdiğim söylemeseydi müsabakalardan iki yıl men alacaktı. Ama aynı madde kurayla çekilen iki oyuncuda da bulununca bunun tesadüflüğü ortadan kalkıyor. Bireysel bir olay gibi gözükmüyor.

demiş turgay bey hatta biraz daha eklemiş

Olayda iki taraf var. Final müsabakasında iki kulübün oyuncularına da doping kontrolü yapılıyor. Final serisini kazanan kulüpte doping maddesi olduğu ortaya çıkıyor. Bu da çok profesyonelce seçilmiş, enteresan bir madde. Laboratuar raporu geldikten sonra, ikinci sporcu da test verdiği için ve cathine de belli bir eşik değerinin altında olunca doping sayılmıyor. Ama bu hareketin organize olup olmadığına dair şüpheleri uyandırıyor. Fenerbahçe, ikinci oyuncuda da madde olduğuna dair duyum aldıklarını bildirdi. Kerem Gönlüm, B numunesini açtırırken de Köln’deki laboratuara diğer oyuncuda da maddenin olup olmadığı yazılı olarak soruldu. Laboratuardan gelen cevap her iki kulübe de iletildi ve Fenerbahçe açıklama yaptı. Kimlerden örnek alındığı da zaten belli, o yüzden oyuncunun adının söylenmesinde de bir sorun yok. Esas Türkiye’ye girmesi narkotik olarak yasal olmayan bir maddenin maç günü iki oyuncuda birden çıkmasının soruşturulması gerekiyor. Belli bir süre sonra kamuoyu her şeyi öğrenir. Hiçbir şey gizli kalmaz. İlla birileri konuşacaktır.

bu konuda federasyonun yaptırım gücü nerde başlar nerde biter bilmiyorum , mevzuat konularına çok uzağım ama bu federasyonun en tepesindeki adam olarak böyle çaresizce “evet bir şeyler dönmüş ama elimizden gelen bu kadar” dercesine çıkıp röportaj vermesi de ironinin kralıdır galiba. Bir süre sonra herkes öğrenir diyorsun turgay bey , daha öğrenecek ne kaldı ? Emekli olunca bir gazetenin pazar eki için röportaj yaptığınızda söylersiniz efes pilsenin o şampiyonluğu dopinglidir , kirlidir diye.

ilk maçın hikayesi

fenerbahce ilk maçın hikayesiBugün kızımla ilk maçımıza gittik . Bir kenara not edilmesi gereken bir tarih , bileti de koydum cebimde hala duruyor bir kaç gün sonra resimdergi vs. arşivinin içine atarım.Bir kız çocuğu olunca ilk maçın seçimi önemliydi , öncelikle maç ortamından korkup çıkmak istediğinde rahatlıkla çıkıp oyalayabileceğim bir maç/stad/salon seçimi olması gerekiyordu bu sebeple bir futbol maçı olamayacağına karar verdim kendimce ( zaten takım cezalı olduğundan kadıköyde uzunca bir süre görünmeyecek olmaları bu seçimi kolaylaştırdı.) Biraz daha ailecek izlenecek sporlar kategorisine girmelerinden dolayı voleybol ve basketbol arasında seçim yapmak gerekiyordu.Spor dalını belirledikten sonra takvime baktım bayan ve erkek takımları bu hafta avrupa kupaları sebebiyle bol mesai yapıyordu. Erkek takım maçlarına genelde daha fazla ilgi olmasından dolayı “sakin” maç kriterime göre geride kaldılar , zaten salon olarak da gerek haldun alagaş gerekse abdi ipekçi “kolayca çıkıp oyalanabilecek salon” kriterinden sınıfta kalınca otomatik olarek elimde tek seçenek kalmış oldu , bayan basket takımının caferağa salonundaki maçı. Hem bayan basket takımı olması sebebiyle fazla kalabalık olmayan bir salon hem de kadıköyün göbeği gibi istediğimiz anda çıkıp gezebileceğimiz bir salon. Zatan ne zaman caferağa salonunda maça gelsem hayıflanırım  keşke şurda adam gibi 2000-3000 kişilik bir salon olsa ne güzel olurdu diye.

Maçtan önce küçükyalı fenerium a gidip birşeyler alalım dedik , sarı beyaz fermuarlı bir polar beğendim ben ama hanfendi inadı tuttu kollarını bağladı ben bunu beğenmedim dedi ve olay orda bitti.4 yaşında zehir gibi kafası çalışan (ki o yaşlarda çocukların hepsi böyle galiba) bir kızınız varsa kendi selametiniz için o kollarını bağlayıp dudağını büzüştürdüğünde hemen geri adım atın , kazanamazsınız. Ben de böyle yaptım ve tamam sen seç deyip hem didişmekten yırttım hem de psikologların çocuğunuzun kendi kararlarını vermesini teşvik edin tavsiyesine uymuş oldum. O da gitti benim en gıcık olduğum şu fosforlu sarı renk formayı seçti , el mecbur aldık. Bol trafikli ve dur kalklı bir küçüyalı-kadıköy seyahatinden sonra salona ulaştık. Biletimizi aldık ve salona kendimizi attık. Bizim kız ilk defa gördüğü bol gürültülü ve hareketli ortamın şaşkınlığıyla 5 dakika geçirdi , bu süreyi doldurur doldurmaz rakip istanbul ünv.de kafasında sarı bant olan siyahi oyuncunun erkek olduğunu iddia etmeye başladı ve niye herkes (oyuncular) kızken bir tek onun erkek olduğunu her çocuk gibi net ve tatmin edici bir cevap alana kadar sordu. Cevap tatmin etmeyince arkasını dönüp naklen yayın yapan kameraların hakeretlerini izlemeye koyuldu.Devre olunca aşağı indik çikolata ve yedigün alıp bu sefer diğer tarafa geçtik birlikte. İkinci yarı başında tezahüratlara sadece el çırpma ile katıldı , beklediğim gibi 10 dakika sonra yine dikkati dağıldı ve maçı bırakıp koltukların şekillerini sorgulamaya başladı , bir ara saha içinde kenardaki koltuklara gitmek istedi olmaz deyince bir dahaki maça oraya bilet almamı hatırlattı ,fenerbasket ilk maçın hikayesi merdivenler yerine koltuklardan atlayarak inip çıkanlara kızdı , niye merdivenden çıkmadıklarını sordu.Etraftan sıkılınca biraz maçı izledi benimle birlikte, bir kaç defa basketbol demeyi denedi yine sıkılınca yan taraftaki boş koltuklar arasında biraz dolandı ve benim en baştan beri beklediğim şey söylemek için yanıma geldi , “baba ne zaman bitecek bu ?” Emir büyük yerden deyip toparlandım hemen , aşağı indik inerken de annesinin kucağında uyuyan bir bebeğe baktık. Gayet memnun biçimde salondan dışarı çıktık.

Benim açımdan ilk maç deneyimi hiç sıkmadan boğmadan yumuşak bir geçişle atlatılmıştı , bundan sonra adım gibi biliyorum ki sırf devre arasında yediğimiz dido’nun hatırına bile tekrar maça gelmeyi isteyecektir.Yavaş yavaş heyecanı bol ve kalabalık maçlara geçiş için öncelikle bu sene bol bol bayan basketbol ve voleybol maçlarında boy göstermemiz gerekecek  ama çünkü 10 dakikada bir nükseten bababensıkıldım rahatsızlığının en kestirme tedavisi salonun dışına çıkmak olacağı için bu imkanı verebilecek dal ve türü seçmeye devam edeceğim. Stada gitmeye daha çok var.

temiz doping , üstelik pırıl pırıl

Pırıl pırıl sicili var diye insanın suç işleme hakkı varmıdır ? Ya da hayatta ne kadarlık bir temiz sicil kıdemi bize sınırsız ahlaksızlık yapma imkanı verir ? Fenerbahçe-Efes Pilsen final serisinin 3. maçına karaborsa biletle girmiştim ve maç uzatmaya gittiğinde ulan bu seriyi kaybederiz galiba diye içimden geçirmiştim.Nitekim öyle de oldu , seriyi kaybettik.Aylar sonrakgon temiz doping , üstelik pırıl pırıl bu maçlarda alınan örneklerden doping çıktığını okuduğumda şaşırmıştım , ama daha çok şampiyonluk maçında milli takım oyuncusunun dopingli çıkmasını sıradan bir olay gibi ele alıp sadece avrupa şampiyonasında bölgesinde iyi eleman yok diye kerem gönlümün yokluğuna hayıflanarak bakan medyaya daha çok şaşırmıştım. Aynı maç sonunda alınan numunelerden ikinci oyuncuda da aynı maddeden amma velakin sınır değerin 2-3 birim altında çıkması (ki resmen doping olmasını engelliyor bu değer) da kimseyi şaşırmadı bizden başka herhalde. Fenerbahçenin “lobi ve yaygara özürlü” yönetimi sayesinde bu olay yaa bizim kerem mi , iyi bilirim ben onu pırıl pırıl çocuktur yapmaz öyle bir şey kıvamına geldi çattı. Üstüne üstlük son kupa finalinde bazı efes pilsen taraftarı olmak gibi şuur kaybı yaşamış kişiler tarafından video klip tadında surata takılan maskeler ile allanıp pullanarak masumiyet katsayısına bir kaç puan daha eklendi. Son olarak da büyük siyo Tuncay Özilhan tarafından basın danışmanlarına yazdırılmış bir basın bildirisi ile zeytinyağı kıvamındaki hamleler devam ediyor. 100 yılı geçmiş kulübe 100.yıl kitabı hediye etmekten bahsedebilmek de baya bir cehalet gerektirir.

Gazeteci olsam neyi sorardım acaba diye beyin cimnastiği yapıverdim hemen ; Bir takımdan numune alınan iki oyuncuda da aynı maddenin farklı seviyelerde bile olsa çıkması tesadüf müdür yoksa değil midir ? Röportajlarda düzgün cümleler kuruyor veya maç başına faul ortalaması düşük gerçekleşiyor veya etliye sütlüye karışmayan bir tipi var diye resmen dopingli olduğu tescillenmiş bir oyuncuyu aklamak ve paklamak için federasyondan ceza kurullarına kulüp yöneticilerinden medya asalaklarına kadar bin tane adamın şaklabanlıkta sınır tanımaması hangi spor ahlakına sığmaz da taşar ? Naumoski’nin oynadığı efes ile bu efes aynı takım mıdır ?

*Okuyunuz : Efes Pilsen haddini aşıyor / papazin cayiri

Positions by Seo-Watcher