Tag: futbol

gel değişelim

Sitenin veritabanı şifreleri dağıtınca zorunlu ara vermek zorunda kaldım , bu kadar üstünkörü tutulan bir blog olmasına rağmen onu bile kaybetmek insanı rahatsız ediyormuş kimbilir günde binlerce kişinin ziyaret ettiği bir site olsa ne yapar insan. Veritabanı şifrelerini kaybetmişken yeni bir şifrem oldu digiturkwebtv.com.tr adresinde . Bütün lig maçlarını komple paket olarak alıp web üzerinden izleyebiliyoruz , 2 maç izledim performans iyi ama bir gs veya bjk maçında bekleneni veremeyebilir bu sistem. Neyse fb-ts maçına giriş yapmadan önce bu kadar dolanmaya gerek yok aslında , benim için bu işin güzel tarafı evde laptop ile balkonda keyif çatarak , yeşil çay yudumlayarak maçları izleme şansım olacak bu sene bolca da yorumlama tabii ki.

2010 08 23 t7 gel değişelim

aykut kocaman

Rıdvan Dilmen “fenerbahçe de değişim başladı” diye bir cümle kurmuş , biraz fazla heyecanlı ve acele kurulmuş bir söylem geldi bana. Gerçekten bir değişim mi var ? yoksa “ya tutarsa”ya dayanan bir deneme yanılma çabaları mı ? Değişimi sadece oyuncu dizilişlerinde mi aramak lazım çünkü trabzon maçının ilk yarısındaki kadro geçen seneki oyuncuların aynısıydı yoksa takıma ve oyuna bakış açıları mı değişiyor tüm topçuların . Çok iddialı bir kelime değişim , hele de fenerbahçe gibi dalgalanmaya doğuştan meyilli bir camia’da kullanmadan önce kırk defa düşünülmesi gereken bir kelime değişim.

Değişim ile ilgili söyleyeceklerimizi saklı tutarak bu maça geçelim ; kadroyu ilk gördüğümde aykut hoca trabzonun orta sahasının çok etkin olacağını tahmin etmiş ve buna karşılık koşan , mücadeleci ve defansif özellikleri olanlardan kurulu bir orta saha ile bu etkinliğini azaltmayı düşünmüş dedim. Bu özelliklere uymayan efsane kaptan Alex böylelikle yedeğe çekilmiş oldu aslında bu bile yukarda bahsettiğimiz “değişim” çabalarının yeterli göstergesi sayılabilir aykut hoca için ama o kadar kolay değil bu iş. Gitsin kalsın nöbetçi olsun olmasın tartışmaları içinde futbol hayatı heba olan Semih’i de yeni transfer Niang ile birlikte ileri koyarak topu rakip yarı alanda daha fazla tutmak böylelikle daha çok hücumdaymış görüntüsü çizmek istemiş gibi görünüyordu. Her türlü taktik ve planı yerle bir edecek şekilde ilk 20 dk. da 2-0 geriye düşülmesi tabii ki aykut hocayı haksız konuma düşürdü. Semihin kendinden beklenmeyecek derecede hızlı ve düzgün top çevirmesi ile bulunan 1 gol umut ışığı oluyordu ki klasik türk usulü yan top pozisyonunda adam paylaşma beceriksizliğinden yenilen 3. gol yine aykut hocayı alıp karanlık kuyuların başına getirdi , yattara’nın başını çektiği trabzon forvetleri biraz daha acımasız olsaydı aykut hoca şimdi o karanlık kuyuların dibinde paok maçında alınacak süpriz bir galibiyet için dua ediyor olurdu . Hep ilk 11 hayali kurup da sonunda az buçuk da olsa ilk 11 istikrarı yakalarken sakatlanıp çıkmak Semih için ne kadar acı ise , Stoch ile derlenip toparlanan Fenerbahçe için o kadar iyi idi. Nitekim Stoch biz bir takım Fenerbahçelilerin yıllardır hayalini kurduğu , topu aldı mı doğru kaleye gidecek giderken de aralara dalıp dalıp rakip defansı sersemletecek bir “pırpır” oyuncu modeliydi ve beklentileri boşa çıkarmayacaktı. Güzel bir assist ile benim hala nasıl bu kadar şişirildiğini anlayamadığım m. topuzun skoru 3-2 ye getirmesini sağladı. Tabii bu “kardeşim Stoch her türlü ilk 11 başlar bu kadar” diye fırsat bekleyenlerin ekmeğine yağ sürmüş oldu. İlk yarının sonlarına bakıp ikinci yarı Fenerbahçenin bu maçı ikinci yarı lehine çevirebileceği söylenebilirdi ama ikinci yarı yine fırtına gibi bir Trabzon karşısında daha şanslı bir Fenerbahçe vardı . İlk yarıda olmayan pozisyonlardan yenen gollere karşılık ikinci yarı en net pozisyonlardan bir gol çıkmaması en kolay yoldan “şans” ile açıklanabilir. Çok kolay çalınmış bir penaltı ve onun da gayet güzel kurtarılmasını dışarda tutabiliriz. Maç 3-3 de bitebilirdi 6-2 de , her türlü sonuç makul görünecekti sonuçta pek alışılmadık derecede hareketli ve tempolu bir maçı kimse beklemiyordu ve umduğundan çok çıktığı için kimse bulduğuna itiraz etmezdi herhalde.

Tekrar değişime dönecek olursak , en basitinden bir işyerinde bir şeyleri değiştirmek zordur hele de orası senelerdir aynı işi yapan bir sürü kişiyle doluysa ve siz gelip o kişilere bundan sonra işleri şöyle yapmamız lazım derseniz varsa içlerinden en açık sözlüsü büyük ihtimalle size şunu soracaktır “ne gerek var ?” . Dışardan baktığınızda Fenerbahçe geçen sene şampiyonluğu karış farkıyla kaybetmiş bir takımdır en yakın rakibine 10 puan fark atmıştır , göreceli olarak başarılı sayılabilecek bir durumdadır , bu sene yine aynı tempoyu tuttursa ve biraz daha dikkatli olsa geçen sene karış farkıyla kaçan şampiyonluk pekala gelebilir , peki o zaman bu değişime ne gerek var ? Aykut hoca gereğinden fazla büyük bir işin altına girdi , daumun aldığı paranın 3′te 1′ine onun aldığı riskin 3 katını alıyor. İlk önce bütün bir camiayı olmasa bile bazı kesimleri “değişim” gerektiğine inandırmalı sonra da bu sürede kaybetmenin normal olduğuna .

Normal doğum çok sancılıdır ama sağlıklıdır , sezeryan en kısa yoldan olanıdır. Fenerbahçe sezeryan doğumların kulübüdür , ağrı eşiği düşüktür sancıya gelemez keser atar.

Nasıl olacak ki ?

2010 07 28 youngboys4 Nasıl olacak ki ?

Eski avrupa maçlarına benzedi dünkü maç , rakip sağdan soldan ortadan tepeden her yerden saldırır 3-4 tane atınca da rahatlar yedekleri sokar onlarda bir hınçla ataklara katılır ama ilahlar korurdu kalemizi. Dün de ilahlık rolüne soyunan volkan vardı , penaltıyı da çıkartsa bir tane de isviçre panterimiz olurdu. 2 tane çok iyi onun dışında çok kötü 9 tane adam vardı sahada. Aykut hocanın işi zor , çok zor nerden tutsan elinde kalıyor takım . Ama buna rağmen yine de avrupa kupalarında deplasmanda kaybetmeme serisine devam etti hatta o dandik penaltı olmasaydı galip bile gelebilirdi , evet burda bir takım kötü oynadığı maçları bile kazanabiliyorsa… diye başlayan klişeyi yerleştirebiliriz ama tam oturmaz . Takımın hücum gücü iyi bence , Stoch üstüne bu sene en az 3-5 yazı yazdırıcak kalitede ve etkide biri gibi duruyor. Dia da aynı etkiyi yapacaktır ve ben genel kanının aksine hücuma yönelik oyunda hızlı ataklarda Alexin çok daha etkili olabileceğini düşünüyorum. Strese girmediği zamanlarda hemen her takıma karşı mutlaka golü bulacaktır Fenerbahçe , ancak golü attıktan sonra ortayı ve arkayı nasıl dolduracak o sorun. Mecburiyetten dolayı 10 kişi kalınca takım savunması psikolojik olarak yerleşiyor ve görece başarılı olabiliyor takım ama 11-11 olduğunda daha çok hücum yapma ihtiyacı hissettiğinde işler kötü çünkü hücum ile defans arasında koca bir tarla kadar boşluk oluyor , burayı dolduracak kapasitede bir aurelio-appiah ikilisi yaratılmadığı sürece bol gollü maçlara tanık oluruz.

Emre sakat olmadığı sürece takımdan kesilmesinin teknik ve taktik olarak mümkünatı yok o zaman emre’nin sağına veya soluna artık neresine yerleşecekse sağlam bir dinamo koymak lazım eldeki kadroda böyle biri çıkar mı ? Zor dostum zor şarkısını playlist’e alıyoruz hemen . Defans Lugano ve G.Gönül dışında elle tutulur bir tarafı olmayan yapısıyla fazlasıyla heyecanlandırıyor insanı , young boys maçı çok güzel bir örnek oldu bu heyecana ama bir sezon çekilecek türden değil bu evde parçalayacak yastık kalmaz yoksa devre arasına kadar. Defans yapmayı gerek fiziksel gerekse mental açıdan beceremeyen bir futbol kültürümüz olduğu için bizim ligimizde biraz sağlam ön liberolar ve onların arkasında savrulmayan stoperleri denkleştiren her takım şampiyonluğa uzanabiliyor , Fenerbahçe şu an itibariyle arkası sağlam bir takım olmaktan fersah fersah uzak , sadece Lugano ve G.Gönül ile çözülecek türden  bir sorun da değil ; aurelio’dan beri ortadaki tarlayı ekip biçecek adam kadrosunu tam anlamıyla dolduramıyorlar . Bu alan gerektiği gibi dolmayınca defans en kral stoperler ile dolu olsa misal lugano-terry gibi akıllara zarar bir ikili oluşturmuş olsa bile  kevgire dönme ihtimali oldukça yüksek oluyor .

Evet kilit adam rolünü yine hiç sevmediğim halde emre b.’ye biçmek zorundayım ve bütün karın ağrım bu yüzdendir. Bakalım aykut hoca’nın mülayim duruşu mahallenin şımarık çocuğu modelindeki emre b.’yi yola getirip istikrarlı ve verimli bir ön libero haline getirecek mi ? hatta bununla yetinmeyip yardımlaşması ve takım oyunu mantalitesini geliştirip yanına gelecek vasatın biraz üstü m.topuz veya selçuk gibi oyuncuları basamak atlatacak mı ? ve en önemlisi de emre b.’nin yükselişi ile birlikte fenerbahçe diyelim ki şampiyonlar liginde gruplara kalırsa , hadi biraz daha abartalım gruptan çıkarsa falan tribünde mesela ben emre’ye tezahürat edecek miyim ? Yazıyı ister istemez emre eksenine kaydırdım ama emre ve yanındaki adam her maç 3 kişilik top oynamadığı sürece takım tel tel dökülecek , volkan -biraz da mecburiyetten- en iyi sezonlarından birini geçirecek , alexin takımı eksik bıraktığı tartışmaları iyice alevlenip belki de yedeğe çekilmesi gerekecek , takım kötü giderse lugano sezon ortasında kapağı başka bir takıma armak için figerin fitilini ateşleyecek , taraftar selçuk , bekir ve bilicaya saydırmaktan arta kalan vaktinde Stoch için pankartlar açacak ( dia da bu kontenjana adaydır ). Aykut hoca da öğütme makinemizin nadide dişlileri arasından kurtarabildikleri ile tanıl bora deyimiyle bir başaltı takıma zıplayacağı zamanı kollayacak. diyorum evet.

hiç bir şey olmamış gibi

azizyildirim daum hiç bir şey olmamış gibi

Sanki o maç öyle bitmedi , bu kulübün tarihindeki en acılı günlerden birisi daha hiç yaşanmadı. Sanki ne bileyim o stad hiç yakılmamış gibi . O akşam stadın etrafında  yaşananlar hiç olmamış gibi , sanki o takımı ben piç etmişim de şampiyonluğu soytarı bir şekilde kaybetmişim gibi.

dünyanın kupası

maradona 1 dünyanın kupası

Yeryüzünde meşin yuvarlağın peşinden koşmuş hiç bir futbolcu bu kupaya bu kadar yakışmaz .

senden önce senden sonra

aziz yildirim fenerbahce senden önce senden sonra

seninle ortak noktalarımız var başkan , fenerbahçeliyiz ve şeker hastasıyız. Vücudumuz yavaş yavaş eriyor ve senin de benim de yaşlılığım diğer insanlardan daha zor olacak , bunu şimdiden bilmek insanı rahatsız ediyor , adaletsizlik duygusunu körüklüyor . Ama senin işin de benden zor başkan , ben bir hata yaptığım zaman veya çuvallama ihtimalim olduğunu gördüğümde geri çekiliyorum , kaybedeceğim çok büyük olmayacağı için vazgeçebilme imkanım daha çok ;  şekerim çıkmıyor böylece . Biliyorum senin öyle değil sorumluluğun daha büyük , işler boka sararsa kaybedeceğin de büyük , karşılaştığın sinir ve stres kat kat büyük ama itiraf et başkan senin kazancın da büyük bu işlerden sen ticaret adamısın kazancın olmasa niye durasın buralarda ? Niye habire şekerini yükseltip yükseltip daumu’u guiza’yı başımıza musallat edesin ? Tabii biz işin o kadar detayını gelirini giderini bilemeyiz ama koca nato müteahhiti olarak senin bir hesabın vardır . Hesapsız kitapsız işe girişmezsin ama şanssızsın be başkan hesapların bağdattan dönmekten bıktı , işgal bitse de ırak normale dönse bağdat’a yerleşsek derdinde. Hesap yapma başkan bırak oluruna , para kaptırmıycam diye inat ettin tuncayı gönderdin forvet hattı iflah olmadı kezmandan kaçarken guizaya tutulduk. 3 sene şampiyon oluruz dedin , bu kulübe tarihindeki en büyük acıyı son maçta şampiyonluk kaptırma acısını yaşatan hoca’yı da hesap kitap işine kattın . O adam uğursuz başkanım , allahı kitabı para onun , para verip ciğerimizi yakmak gibi saplantılı bir ruh haline niye sokuyorsun bizi başkan ? Biz sana ne yaptık ? Yeri geldi el salla diye tribünden boğazımızı yırtmadık mı ? yeri geldi internet aleminde seninle dalga geçenlere karşı cansiperane savunmadık mı ? Senin yaptığın işe bak . Sanki başka takım yokmuş gibi gidip trabzonspor maçında şampiyonluğu veriyorsun. Evet sen oynamadın o sahada ama o direkler , o taç çizgisi , tribünler ve localar ve o 9 numara senin eserin değil mi ? O sahadaki fenerbahçeye ait herşey senin ve yönetimin yediği halt değil mi ? Abuk subuk yerlerde bağırttığın anonsçu senin değil mi başkan ?

Bütün herşeyin sorumlusu iken nasıl böyle sıyrılıyorsun başkan sen esas bunu anlat bize Rüştü’nün telefon görüşmelerini değil . Hem herşeyin en merkezinde olup da hiç bir şeyle alakan yokmuş gibi hallere nasıl giriyorsun ? kendini ve etrafını nasıl inandırıyorsun buna ? benim en çok merak ettiğim şeylerin başında bu geliyor. Bir de niye herşeyi içine attığını merak ediyorum başkan senin . Hep çok şey biliyorsun ama söylemiyorsun bize , paylaşmıyorsun. Denizli faciasının yaklaştığını biliyordun ama hiç renk vermedin , kimin nasıl hakem ayarladığını biliyorsun hangi hakemin kime,neye hizmet edeceğini biliyorsun , bir kulüp başkanı demeç verdiğinde kime ne mesaj gittiğini biliyorsun, şike teşvik ıvız zıvır hangi kulübün antreman sahasında ne dönüyor haberin var , hangi karanlık bulutlar şu canım futbol alemini kirletiyor biliyorsun da niye bunları çanak çömlek patlayınca çıkıp kızara bozara anlatıyorsun ? Bunca senelik yöneticisin başkan artık olayların önüne geçme vakti gelmedi mi ? Bildiklerimi anlatsam çok can yanar tavırlarından yorulmadın mı , yoksa istifa edip döne döne yalama mı oldu hepsi ? Aslında hiç birşey bilmeyip bizi mi kekliyorsun başkan.Daha ne kadar travma yaşatacaksın bize başkan ? Senin herkesle hır gür içinde yaşayacak gücün kudretin var ama bizim yok . Alışkınız aslında kaos içinde geçen günlere ama senin yarattığın kaos farklı be başkan , tarifi yok dibi, ucu bucağı yok . Her gün daha da zırvalar hale geliyoruz.Biz zırvaladıkça sen o koltuğa daha da yapışıyorsun biliyorum , böyle bir şampiyonluk kaçtı diye istifa edecek , bırakıp gidecek adam değilsin sen başkan. Benim ki fakir avuntusu yazıp yazıp siliyoruz işte , bunlar da aradan kaçıp kurtulan cümleler.

Yaşımız tutuyor senden öncesini gördük başkan senden sonrasını da görmek istiyoruz , nasıl olsa hepimiz fenerliyiz yine karşılaşırız , locanın birinden el sallarsın belli mi olur.

hala…senin şutların için

alex hala...senin şutların için

çoluk çocuğumuzu evde öylece bırakıp rutubetli kahve köşelerinde kirli bardaklarla çay içmeye katlanıyorsak senin o güzelim şutlarını görmek için , hani direkle kale çizgisinin birleştiği yere attığın o şut varya…

müjdat o golü attığında…

Müjdat o golü attığında 12 yaşındaydım. Öyle allah ne verdiyse vurmuştu , pek öyle avrupai gol atmazdı müjdat , hatta pek fazla gol atmazdı. Kale dahil her mevkide oynamıştı yanlış hatırlamıyorsam. Ama yine de kimse mahalle maçlarında müjdat olmazdı. Ben pesiç olurdum bazen de ilyas.İlyas gs’ye transfer olduğunda üzülmüştüm ama hasan vezir kadar değildi.

Müjdat o golü attığında o zamana kadar gördüğüm en büyük staddaydım ve gördüğüm en büyük kalabalıktı.Sadece televizyonda gördüğüm insanları çoraplarını çekerken , yere tükürürken , terlerken görmüştüm ilk defa ve sarı lacivert çubuklu formayı.Uğruna buz gibi betonda saatlerce titreyerek bekleyip hayal kurduğum çubuklu formayı kanlı canlı ilk kez o zaman görmüştüm. Her hayalimde maçı 2-2′ye denk getirirdim 89. dakikada aleyhimize verilmiş bir penaltıyı kurtarıp ani bir kontratakla 3-2 yapar kazanırdık. Kontratağa kalkan ilyas olurdu o zamanlar , sonra novak oldu , rıdvan oldu , nielsen oldu , rapaic oldu , tuncay oldu , anelka oldu. Hep birileri oldu.

Müjdat o golü attığında tribünde ezilmiştim . Koca koca adamların arasında sıkışıp yere düşmüş sonra aynen müjdata o golü attıran ilahi gücün bana da acaip bir ceviklikle düşer düşmez kalkma yeteneği bahşetmesiyle ayağa kalkmıştım. Kalkar kalkmaz beşiktaş tarafına baktığımda bir sürü donuk kafa görmüştüm. Hepsi sanki ailesinden biri hakkında kötü bir haber almış gibiydi , öyle hareketsiz ve şaşkın. Bizim tarafta ise deprem vardi sanki ve ufak tefek halimle depreme ayak uydurmaya çalışırken , kapalıya hareket çekiyordum sonra da rıza’ya. Halbuki beşiktaşın en mülayim adamıydı rıza , sevdiğimiz bir çizgi film olan atom karıncadan lakap çalmış olması onu sempatik bile yapıyordu ama ben o hengamenin içinde rıza’ya hareket çekmiştim , ama sırtı dönüktü.

Müjdat o golü attığında tek derdim fenerbahçenin sarı lacivert çubuklu forma altına beyaz şort beyaz çorap giymesiydi . Başka şekilde görmeye dayanamazdım. İnönü stadının çimlerine bakıp 3. golü beklerken , bir gün banka kredisiyle aldığım evimde kızım için açtığım blog’a yazılar yazarken bu maçı hayal edeceğimi bilemezdim.O top kaleye giderken kredi kartlarının hesap kesim tarihlerine göre yaşayacağım bir hayatın beni beklediğini de bilemezdim sadece çizgiyi net bir şekilde geçsin yeterdi , hele ki Müjdat bilmem kaç metreden vurduğu top için daha neyin beklentisi olabilirdi ki ? Zaten beklenti diye kelimeye de lugatımızda yer yoktu nerdeyse tamamı Fenerbahçeli topçuların isimleri ile doluykenf3a53c575eafc1418441e48cr müjdat o golü attığında...

Müjdat o golü attığında İnönü stadından Topkapı otogarına nasıl gideceğimi bilmiyordum , istanbula 300 km uzakta nüfusu 2 stad dolusu insan kadar olan bir ilçeden gelmiştim ilk defa , haremden üsküdara giderken karşıda gördüğüm İstanbul silueti az kalsın aklımı başımdan alıyordu. O golle birlikte geçici şuur kaybı yaşamıştım sevinçten . Hem İstanbul , hem Fenerbahçe hem de müjdat’ın Avrupai golü çok gelmişti ruhuma , kaldıramamıştım.

Müjdat o golü attığında staddan çıkan ses gök gürültüsü gibi gelmişti bana. Fenerbahçelilerin her maça daha çok geleceğine dair sarsılmaz bir inancımız vardı , biz bu renklere vurulduğumuzda istanbul’un diğer yakasının şampiyonluk sayılarının toplamı fenerbahçe’ye eşitti . İstanbulda bir gün gelip de deplasman kavramının yerleşeceğini bilemezdim . O bombeli maraton tribünü olan stadın maça 10 dk. kala gelip gireceğimiz bir stada dönüşeceğini de bilemezdim. Fenerbahçe tribünlerinin de sessizliğe gömüleceğini bilemezdik. Tıpkı yarı yarıya tribünlerin bir nostalji nesnesi haline geleceğini de bilemeyeceğimiz gibi.

Müjdat o gün çok büyük gol atmıştı , schumacher ona her kornerde miço haydee diye bağırdığında kızardım içimden sen o golü görseydin ona böyle bağırmazdın demek gelirdi schumachere.Müjdat o golü attığında , ben de ofsayta düşmüşüm daha yeni fark ettim.

* 25/12/2008′de kızım için açtığım bloga (yagmursena.com) yazmıştım bunu , benim için beşiktaş maçlarının en değerlisidir müjdatın ilk golü attığı o maç , ezeli rekabete ilk adım attığım maç olmasından dolayıdır belki de. Akşam ki maç için de saldır fenerbahçe !

ya 96′nın intikamını alırlarsa ?

96'nın şampiyon kadrosu

Düşüncesi bile insanı kan ter içinde bırakmaya yetiyor , papazın çayırında bahsi geçmiş denizli’den sonra ikinci bir travma bizi bekliyor mu diye. 2.denizli faciasının olması ihtimalinin yanına bu faciayı trabzonspor gibi manevi olarak aklının ve kalbinin bir kısmı 96 yılındaki o efsanevi maçta kalmış olan bir camia’dan bu çelmenin gelebilecek olma ihtimalini ekleyince sonu gelmeyen kabuslara dalmış gibi hissediyor insan kendini.Bu yüzden şampiyonluk düğümü mümkünse son haftaya kalmadan çözülsün , bursa olacaksa da 2 hafta önceden atsın turunu , biz olacaksak da öyle olsun böyle olsun ama son haftada olmasın. Son haftaya kalırsak ölümlerden ölüm beğenelim çünkü adım gibi eminim ki bu uğursuz daum’un laneti üzerimize çökmüşken hiç bir “final” maçını alamayız . Fikstür  avantajı fenerbahçe’de diyenler son haftadaki trabzonspor maçını görmüyorlar ya da görmek istemiyorlar , benimse gözümün içine batıyor adeta bu maç . 32. hafta itibariyle lig tescil edilecek şekilde netleşsin mümkünse , tek dileğim budur. Hem bursa hem de fenerbahçe 32. haftada kendi sahasında oynuyor güzel de olur kendi taraftarı önünde şampiyonluk ilan etmek. Kendimi felaket tellalı konumuna sokmak istemiyorum ama bu senelerden beri süregelen ,  hücrelerimize işlemiş o garip “fenerli” hissiyatının söylettikleri bunlar . Allahım nolur son haftaya  herhangi bir takım  ile kafa kafaya girmesin fenerbahçe , 2. bir denizli vakasını kaldırmaz bünyeler kal-dı-ra-maz.

not : resim turkfutbolu.net sitesinden alınmıştır.

neden madrid ?

liga1988 neden madrid ?

cevabım basit ve sıradan : çocukken vurulduk diye. Evet tıpkı ben çocukken yokluk günlerini anlatarak ders veren büyükler gibi ben de şimdiki genç kuşaklara yokluk günlerinden bahsedebilirim. Şu anda yaşayan milyonlarca insanın hayal bile edemediği tek kanallı dönemden geçtik biz. Evet kumandanın üstünde tek tuş vardı , günün her saati aynı kanalı seyrederdik  ne verirlerse alırdık , üzüntümüz de sevincimiz de tek kanallıydı. ve O tek kanallı gözlerle takip ettiğimiz futbol dünyasında meşin yuvarlağın ateşiyle yanıp kavrulan genç yüreğimize balıkçının tezgahtaki balıklara serpiştirdiği bir tas su gibi serinlik getirirdi avrupadan futbol  .  Az ama özdü , yetinmesini bilirdik.

Ben nerdeyse diğer bütün takımlar gibi R.Madrid ismini de ilk kez tercüman spor ansiklopedisinde okumuştum 5 kez üstüste avrupa şampiyonlar kupası kazanmış bir takım olarak . İlk izlediğim maçlarını hatılamıyorum ama birçok kişi gibi benim de r.madrid’e takıldığım maç borussia möchengladbach ile olan efsanevi geri dönüşlerinden birisini gözümüze ve beynimize  soktuğu maçtır. Bembeyaz formalarla zıpkın gibi oynayan bir takım , stad desen cehennemin öbür adı o zamanlar koltuk moltuk yok 120.000 kişi falan giriyor daha ne ister bir taraftar ? trt’nin o dandik yayınlarında bile tüylerim diken diken olurdu. Michel en çok sevdiğimdi bu takımda . Hugo Sanchezin güvercin taklaları ilgimi çekmezdi ama her 3 ortanın 2′sine gelişine röveşataya kalkması ayrı bir güzellikti. Oyuna sonradan girmesine rağmen maça bütün ağırlığını koyabilen 3 kişi gördüm ben veya 3 kişiyi sevdim diyeyim  2′si r.madrid’li . Santillana  , Valdano ve Semih. Valdano’nun ilk 11 oynadığını gördüm şimdi yanlış söylemiş olmayalım ama hep yedekten gelip oyunu domine ettiğini hatırlarım. Bu konuda Santillana ayrı biridir , biz son dönemlerine yetiştik ama o devasa stadda santillana oyuna girerken yükselen çoşkuyu ben o küçük beynimle TV önünde hissedebiliyordum. Yıllar sonra PVH’un böyle bir misyonu üstlenmesini ve futbolu fenerbahçede bırakmasını çok istedim . Aslında tüm şartlarda müsaitti daum dışında. ( Santillana deyince sevgili king santillana blogunu unutmamak lazım )

Barcelonayı hiç sevmedim , barcelonada oynayan futbolcuların da hiçbirine en ufak bir sempati ve hayranlık hissedemedim. Zubizaretta , Bakero’lu kadrosundan bugünkü iniesta ve messili kadrosuna kadar. Maradona eğer barcelonada devam etseydi bu kadar büyük topçu olur muydu ve ben kendisine hasta olan milyonların içine girer miydim bilemiyorum. Barcelona baştan aşağı kusursuzluk üzerine kurulu bir kibir yığını olarak görünüyor kalbime ve beynime. Çok iyi futbol oynuyorlar , belli periyotlarla oturttukları sistemli takımları nerdeyse makina gibi , takır takır top oynuyorlar . Ama ben sevmiyorum , çok mekanik geliyor deyip kestirip atmak en kolayı ama ben daha da kolayını seçip “sevmiyorum kardeşim” deyiveriyorum işte.

Bir futbolsever olarak dünyaya yayılmış ezeli rekabetlerde taraf tutmak zorunda hissetmem kendimi ama r.madrid-barcelona maçlarında tarafım  faşist dikatatör Franco’nun takımı R.Madrid !!!

not : r.madridin bu galaktikos hallerinden hiç hazzetmediğimi de belirteyim de üzerime güce tapan taraftar yaftası yapışmasın.

geldi çattı

fbgs1 geldi çattı

yine yeni yeniden…hadi bakalım guiza…

Positions by Seo-Watcher