Tag: internet

Özgürlük günlerinin ardından

300x250 Özgürlük günlerinin ardından Geçen hafta ancak ikinci gününe gidebildim özgür yazılım günlerinin ,  önceki sene de yine aynı şekilde 2. güne gidebilmiştim. Sadece 2   güne vede ilkini bir iş gününe denk getirirlerse sadece öğrencilerin katılabileceği bir program olur çıkar bu özgür yazılım günleri . Hoş açık konuşmak gerekirse de öğrenciler dışında pek kimsenin ilgisini çektiği de söylenemez. Türkiye de açık ve özgür yazılım kullanımı ve dahası bilinci ne düzeyde bilemeyiz ama bilgisayar kullanımının ne yoğun olduğu kesim olması dolayısıyla özgür yazılımında en yoğun merak edildiği kesim öğrenci kesimi olması normaldir.

Neyse Bostancı-Taksim dolmuşları ve akabinde taksim-dolapdere servisi ile bilgi üniversitesine klasik güzergahımdan ulaştım. Bu sene diğer senelerin aksine sadece ok ile Linux günleri kağıtları yerleştirmekle yetinmemişler girişe bir danışma masası kurulmuş , kağıdaki güvenlik tipimizden okulun elemanı olmadığımızı anlar anlamaz danışmaya yönlendirdi . Adımı ve soyadımı söyledim ve ilginç şekilde ilk söyleyişte soyadımı doğru anladı çocuk ama ben senelerin verdiği alışkanlıkla bir daha söyledim . Bana kartımın salon girişinde basılacağını söylediler. Bilgisayar şenliği dediğin böyle olur işte network kurulur girenin anında kaydını alınır. Okları takip edip salonların olduğu bölüme geldim gerçekten de benim ismimin olduğu kart basılmış masanın üstünde yatıyordu . Kartı boynuma takmayla etrafta masanın üstüne dizilmiş broşürlerden almaya başladım. LKD ( linux kullanıcıları derneği ) bir masa kurmuş arkasında 2-3 eleman hepsinin önünde birer netbook dalmış gitmişler o paket senin bu konsol benim diyerekten. Arkalarına bir kaç afiş serpiştirmişler en güzeli “Bilgisayarınızı getirin Linux kuralı” sloganıydı bence. LKD’nin çaprazında Pardus ekibi görkemli standı ile boy gösteriyordu. Masanın birine 2 bilgisayar koymuşlar diğerine de cd , broşür , sticker tarzı şeyleri. Bilgisayarlardan birinde Pardus 2009.1 diğerinde ise Pardus Kurumsal 2 vardı . Benim için yazılım günlerinin en büyük kazancı da bu masa oldu zaten. Ozgurlukicin.com forumlarında okumuştum bu Kurumsal 2 versiyonu hakkında br kaç satır ama şöyle dünya gözüyle denemek nasip olmamıştı. Muhtelif sefelerde 4-5 defa Pardus Kurumsal 2 versiyonunu kurcaladım. Temiz ve sağlam bir görüntüsü var , KDE 3.5 olmasından dolayı sanırım daha derli toplu görünüyor. Zaten bu KDE linux dünyasının windowsu gibi , habire yeni sürüm çıkıyor ama en sağlam ve iyi olanları bir önceki versiyonları genelde. Neyse Kurumsal 2′yi kurcalarken arkadakilerden birisinin “hadi abi google’dan gelen hatun konuşacakmış” demesiyle irkildim , bana dememişti ama ben de faydasını görmüştüm bu cümlenin.

Salona girip yerimi aldım , hatta bütün ukalalığımla simultane çeviri kulaklığı da almadım. İlk kez google’da çalışan birisi görüyordum. Baya kilolu , hızlı hızlı konuşan ve her dışa dönük amerikalı gibi espri yapmaktan kendini alamayan birisi. Demek ki google da insan yapımı birşeymiş , demek ki zamanında kafayı çalıştırsak biz de yapabilirmişiz bu google’dan . Zaten konuşmanın ana fikri de buydu . İnanın her şeyi yapabilirsiniz tarzında standart bestseller sloganları ile bezenmiş bir konuşmaydı . Ama şunu gördüm ki herşeye rağmen ingilizce dinleme ve anlama kapasitemi muhafaza ediyormuşum . Google elemanı konuşmayı bitirince kalktım , yine pardus standına gidip Kurumsal 2 sürümünü kurcaladım , standa gelen bir kıza bu kurumsal 2 ne zaman çıkacak diye sordum mayıs ayında dedi ve gitti.

Gittim bir kahve aldım ve sonra “Nasıl pardus geliştiricisi olunur” konulu toplantıya girdim . 3 tane pardus geliştiricisi elinde mikrofon arkadaki slayttan bir şeyler okuyordu. Oturup dinlemeye başladım derken konu birden nasıl geldiyse Pardus ve diğer dağıtımlar arasındaki farklar gibi can alıcı bir yere geldi ve ortalardan birisi elini kaldırıp “ya aslında ubuntuya biraz haksızlık ediyoruz” dedi , belki ben biraz geç girdiğimden benden önce ubuntu hakkında birşeyler söylenmiş olabilirdi , konunun nasıl oraya geldiğini anlamaya çalışırken pardus geliştiricileri kısaca ubuntu’nun açık kaynak dünyasında büyük kaykı yapmadıklarını debian dağıtımını allayıp pullayıp kullanıcıya sunduğunu ve popüler bir dağıtım olmanın dışında bir özelliği olmadığını kibarca ifade ettiler. Pardusa yazılım eklemek veya katkıda bulunmak ubuntudan çok daha kolaymış o anda onu öğrenmiş oldum geliştiricilerin söylemlerinden. Ben son kullanıcı olduğum için çok alakadar etmiyor hangisinin python ile daha kolay uyum sağladığı konusu veya benzeri teknik şeyler ama nedense biraz hıncal uluçun “rijkard hoca değil” tarzına yakın “ubuntu da işletim sistemi miymiş” şeklinde çıkış geleceğini hissettiğimden oturduğum yere biraz daha kaykılıp dinlemeye devam ettim. Sonra ordan türkçeleştirme ve açık kaynak dünyasına katkı oranlarına gelince pardus geliştiricileri biraz daha ateşlendi ve bir sürü mail sunucu yazılımlarında I yani büyük ı harfi ile ilgili sorunun kendileri sayesinde çözüldüğünü belirttiler. Kendilerine minnettar olduk bir anda ama o karambolde birisi çıkıp türkçeleştirme oranını sordu cevap %98 olarak geldi , bunun üstüne aynı kişi Mandriva sürümünün türkçeleştirme oranını biliyormusunuz diye üsteledi kimseden ses çıkmayınca suratımıza yapıştırdı cevabı , %100 . Vay anasını Mandriva ( ki eski mandrake olur kendileri ) % 100 türkçeymiş bunu da öğrenmiş oldum. Bu arada ubuntu’yu da dünyada 10 milyona yakın kullanan varmış , Mandriva 3 milyon civarında , Pardus ise 300.000 civarında imiş , bunlar da istatistik merakımdan taşanlar olsun. Bu türkçeleştirme tartışması alevlenince kendimi bir sempozyumda birbirini boğazlama aşamasına gelen sol fraksiyonların ortasında kalmış sade işçi gibi hissettim , pılımı pırtımı toplayıp kendimi tuvalete attım. Çıkıp diğer standları gezdim . Novell Türkiye bir masa koymuş ama kimse yok , sadece cd ler vardı OpenSUSE yeşiliyle kaplanmış hemen 2 tane kapıp çantaya attım. ve akabinde Mozilla’dan gelen elemanın html5 anlatacağı toplantıya girdim . Çok donuk ve karmaşık geldi anlatıcı çıkıp yine Pardus Kurumsal 2′yi kurcalamaya başladım , o sırada birisi gelip bu kurumsal 2 nin ne farkı var diye sordu ve geliştiricilerden birini kolundan tutup karşımıza getirdiler. Yaklaşık 20 dakika pardus niye sunucu yapmıyor , neden kurumsal sürümü daha basit tutmuyor , yönetim paneli olacak mı , thin client pardus yüklü olsa ne güzel olur gibi envani çeşit konuyu konuştuk. Açıkcası bir önceki oturumda ubuntu , mandriva ve pardus kapışmalarından dolayı gıcık kapmış akşam eve gider gitmez pardusa dair ne var ne yoksa hepsini yakacaktım. Ama karşılıklı sobet edince yumuşadım , hak verdim kendilerine ve destek olmak için daha çok uğraşacağımı söyledim. Sonra Nagios tanıtımını izledim , çok hoşuma gitti ama o kadar gelişmiş bir ağ yöneticisi olmak için kendimi fazla yaşlı hissettim nedense. Daha sonra özgürlük için ekibinin oturumuna girdim . Ozgurlukicin.com sitesinin pardus yüklü bir  sunucu’da çalıştığını öğrendim.

Özgür yazılım ve linux üzerine bolca yükleme yapılmış halde bilgi üniversitesinden çıktım ama servisler bitmiş meğer , bari taksiye atlayıp deyip yolun karşısına geçince benim durumumda olan 2-3 kişi daha bulup bir taksi çevirdik öyle çıktık taksime . Tabii her istiklal caddesi ziyaretimde olduğu gibi 2 somun 1 açık 1 şalgam ver elini suat usta tantuni. Tantuni yedikten sonra da istiklal caddesi ayrı bir güzel geliyor insanın gözüne. Bir dahaki Özgür Yazılım günlerine kadar konsoldan paket derlemeyi bilen bir linux kullanıcısı olmayı hedefliyorum .

yapılacaklar

to do list nothing 300x225 yapılacaklar

planlı programlı

- niye hala fenerbahçeli olduğuma dair bir kaç neden daha bulunacak

- hemoglogin a1c testi yaptırıp doktora gidilecek

- kadıköye gidip star wars karakterlerinin oyuncaklarına bakılacak kızım için ( özellikle R2D2)

- ubuntu kurcalanacak

- hemen kırılmayan , güzel boyayan bir set boya kalemi alınacak kızım için

- mümkün olan en yakın tarihte taksime gidip suat ustada tantuni yenecek

- minibüs caddesi üzerindeki hoparlörcü’ye uğrayıp deck+amfi+2 hoparlör’den oluşan bir sistemin ortalama fiyatı öğrenilecek.

- adam gibi bir berber bulunacak.

- friendfeed ve twitter’da her bir haltı “paylaşan” insanlara daha fazla hayret etmemeye çalışılacak.

- hermann hesse’nin okunmamış kitapları alınıp okunacak veya en azından niyetlenilecek.

- önümüzdeki 1 ay içinde en az 1 maça gitmek suretiyle fenerbahçe stadının yolu unutulmayacak

- kızımı birlikte fenerbahçe voleybol takımı(bayanlar) maçına gitmek için ikna etmenin yolları aranacak.

- queensryche grubunun en az 2 albümü baştan aşağı dinlenip savatage ile kıyaslanacak.

wave kalmadı buzz verelim

buzz wave kalmadı buzz verelim

yeter google

Resmi bloglarında allayıp pulladıkları ama uygulama aşamasında çuvalladıkları wave denemesinden sonra google ille de sosyal ağlara dalıcam hevesiyle bu seferde gmail sahibi binlerce kişiyi cepte garanti gördüğü projesi buzz ile bizi ayartmaya çalışıyor. Tek güzel tarafı gidip tekrar bir üyelik almak zorunda olmamamız , hazır gmail varken dursun kenarda köşede belki ilerde lazım olur.

sosyal ağların ördüğü hayatlar

İnternette çok blog okuyamıyorum ama arada böyle dolu sitelere denk gelince alıntı yapmadan edemiyor insan

Ben” kavramının ağırlığının artması konusuna tekrar dönersek; bu “modern iletişim” yöntemleri hepimize yeni kimlik tanımları kazandırdı aslında. Hepimiz Twitter‘da yaptıklarımızdan, Facebook‘da özel yaşamımızın zenginliğinden bahsediyoruz. Last.fm‘de dinlediğimiz müziklerin kalitesinin, FriendFeed‘de ilgi duyduğumuz konuların biricikliğinin altını çizmeye çalışıyoruz özünde. Yoksa neden oralarda olalım ki?
Sosyal medyada bıraktığımız her iz bir “ben”. Her paylaştığımız kendimiz ile ilgili yeni bir ipucu. Oyun gibi. Yeni bir profil yaratıyoruz, yeni bir “ben” tanıtımı yapmış oluyoruz. Hepsi kendimizle ilgili.

Yazını tamamı http://www.anafikir.com sitesinde Sosyal Medya ve “Ben” başlığı altında bulunuyor. Aslında bu hem ağlarım hem giderim hallerini sevmiyorum , yani hem hayatımızın en temeline interneti koyup sonradan ondan şikayetçi olmak düzgün bir hareket gibi gelmiyor bana. Ama bu düzgün olmayan hareketten de geri kalmıyoruz (m).

fotograf ritmi

friendfeed‘de bir arkadaşın arkadaşının mesajında gördüm fotoritim diye bir site. Ekim 2009 sayısı çıkmış  enfes fotograflar var , meraklısına duyurulur.
1254664680aertug fotograf ritmi

1254664744hakanc fotograf ritmi

1254664805krzystof fotograf ritmi

1254664845story of rice banner 2 fotograf ritmi

fotograflar http://www.fotoritim.com sitesinden alınmıştır.

dalga dalga google

İnternette google ile ilk ne zaman tanıştığımı hatırlamıyorum ama ilk defa düz beyaz sayfa gibi ekranı gördüğümde bu ne biçim site lan böyle dediğimi hatırlıyorum. İlk göz ağrım yahoo idi , çalıştığım ithalat şirketinde yabancı firma aramam gerektiğinde ise altavista ve hotbot kullanıyordum. Google’dan ilk tırsmam ise google analytics sayfası ile tanışmam ile oldu. O gün bugündür microsoft kadar google’a da kıl olmaya başladım ama bükemediğin eli öpeceksin misali google servislerini daha bir kullanır olmaya başladım. Adamlar interneti sarmalamış bastığın tuşun şiddetine kadar log tutuyorlar nerdeyse , karşı durabilecek bir yer mi var ? hadi microsofta karşılık linux sevdası ile bertaraf edebiliyoruz bilgisayar ve program çalıştırma işini ama o bilgisayar internete girdiği anda google’ın önünde ceketi iliklemesi gerekiyor insanın.

Google Wave snapshots inbox dalga dalga googleBenim anladığım kadarıyla Google internet iletişiminde başka bir seviyeye geçmeyi planlıyor , microsoftun senelerdir passport , live falan diye uğraşıp da davalardan başını alamadığı için belki beceremediği bir şeyi ; insanların bütün iletişim kaynaklarını tek çatı altında toplayarak her yere ayrı nik , şifre avatar ayarlama , durum mesajlarını dinlediği şarkyı falan ayrı ayrı yayınlama derdine son veriyor ( ya da bence verecek diyeyim ). Resmi google blogunda yazdığı üzere “manuel iletişim formlarının bir imitasyonu olan iletişim sistemleri yerine  bilgisayarların mevcut yeteneklerini avantaja çeviren yeni bir iletişim sistemi dizayn etsek ne olur acep ?” diye kendilerine sorup önce Walkabout ismini düşünüp sonra da Wave dedikleri dalga‘yı beklemeye başladık haliyle . Beta tester için isim yazdırdım ben tabii kaç milyonuncu sırada olduğumu bile sormadım , çıkarsa ne ala çıkmazsa zaten eninde sonunda kullanıcaz. Googlecu abile bu wave şeysinin de açık kaynak kod üzerinde süreceğini böylelikle geliştirici camianın da katılımını sağlamak istediklerini ayrıca resmi blogda belirtmişler.google wave logo final640 150x150 dalga dalga google

Bu Wave projesi Google’ın büyük oranda internet tabanlı olarak çalışan bir işletim sistemi ile bilgisayar ve internet alemine kesin darbeyi vurma yolundaki önemli bir adımı diyerekten yazıyı sonu gelmez komplo teorilerine bağlayalım.

altı üstü blog

blogging altı üstü blog

Blog açarken insan ” altı üstü blog ben de yazarım ne var ki ?” diye düşünüyor ama gel gör ki kazın ayağı öyle değilmiş , sağlık ve iş problemleri arasında insan değil blog 3 satır e-posta yazacak fırsat bulamadığı oluyormuş. Bir şey yazamıyoruz bari şekli şemali düzeltelim deyip temayı değiştirebildim.

twitter çökmüş neyime

twitter bird follow me  Small  bigger 300x180 twitter çökmüş neyime twitter’a denial-of-service attack denilen türden bir saldırı yapılmış ve çökmüş ve evet milyonlarca insan o anda ne yaptıklarını paylaşamaz olmuşlar . Ne kadar hazin bir durum. Bu sosyal ağ siteleri içinde en anlam veremediğim sitedir twitter.com , ha anlamsız bulduğum halde üyeliğimin olması da benim iç çelişkim olsun bari .

benim neyim eksik ?

soru isareti 300x267 benim neyim eksik ?Evet bu soruyu sordum kendime ilk olarak , benim neyim eksik bunca blog sahibinden . internet konusunda tecrübe desen gani gani , elimiz az buçuk fotoşop da tutar resimleri kesip biçme konusunda , e internet ukalalığı desen zamanında eksisozluk.com sitesinde ahkam kesmisligimiz de var niye bekliyorum peki ? tembelliğin de bir sonu olmalı biraz üretim zamanı deyip giriştik blog’a sonumuz hayrola.

Positions by Seo-Watcher