Tag: sinema

geldi çattı

fbgs1 geldi çattı

yine yeni yeniden…hadi bakalım guiza…

çek tetiği

13tzameti 300x225 çek tetiği

gerçek rulet , safkan rus ruleti siyah beyaz filmin estetiği ile birleşince ödüllü bir yapıt çıkmış. Evet yine sundance ödülü kapmış bir film. Kafayı bozdum Sundance sitesine girip bir ara tüm ödül almış filmlerin listesini aldım sonra gözüm korktu , denk geldikçe sundance ödül logolu filmleri almaya devam edeyim dedim.

tzameti 300x125 çek tetiği

sundance olsun taştan olsun

gracelm sundance olsun taştan olsun

Evet böyle bir zaaf oluşmuş bende meğer , sanırım Pi filmini izledikten sonra oldu . Bir filmin kapak resminde sundance logosu görünce sorgusuz sualsiz sepete atıyorum. Grace de böyle oldu , 20 dakikadan fazla bir süre dvd raflarını tavaf ettikten sonra tam kasaya yönelirken kanlı biberon resmine kanıp elime almam ile “bu filmi de almak lazım” ibaresini düşmem bir oldu.

Yaklaşık 4 yıllık baba olduğumdan içinde çocuk ,evlat vs. geçen her şeye karşı özel bir alakam oluştu , mesela şu karabulut cinayetindeki kızın babası yerine koyuyorum kendimi benim başıma öyle bir şey gelse değil mikrofonların önüne çıkmak 2 tane cümle kuracak kadar kafamı toparlayamazdım herhalde. Bir de Irakta amerikalıların esir aldığı bir ıraklı babayı kucağındaki çocuğu ile birlikte dikenli tellerin arasından kadraja alan fotografı gördüğümde dakikalarca kendime gelememiştim.

Neyse bu film daha çok annelik üstüne kurulu , garibim baba ortamı yarı yolda terkediyor ama yine anneliğe , evlat sevgisine garip ve biraz da ütopik bir bakış fırlatmış yönetmen veya postergrace1 150x150 sundance olsun taştan olsunsenarist artık hangisinin aklına ilk geldiyse. Zaten en temelinden fiziksel bir bağ ile başlayıp duygusal destekle süren anne-çocuk ilişkisinde annenin ne kadar gözü kara olabileceği üzerine suratımıza soru işaretleri fırlatılıyor bolca . Ben payıma düşenleri aldım ve “anne” lerden daha da tırsar hale geldim. Ama babalığın annelikten daha ulvi , çetrefilli ve açıklanamaz olduğu konusundaki ısrarlarımdan geri adım atmış değilim.  Bu konudaki düşüncelerimi toparlayıp yazmak istiyorum ama ilk önce Turgenyev’in Babalar ve Oğullar kitabını hatim ettikten sonra  ordan zıplayıp en tarif edilmez duygu olan babalar ve kızlarının ilişkisi üzerine ahkam kesecek birikime gelmem lazım ki bu konuda dünyalar güzeli bir yardımcım var.

Sözün özü arşive konulacak bir filmdir , alınıp izlenmesinde fayda vardır diyelim ki teşvik edici olsun biraz.

vahşete çağrı

into the wild vahşete çağrı

çık dağa , otları ye , hayvanları avla , hayatın anlamını bul…ve açlıktan ve yalnızlıktan delirerek öl.

bireysel emeklilik taksitlerini kim ödeyecek , kredi kartı ekstrelerini  ?

tutamıyorum zamanı

cashback2006kj5 tutamıyorum zamanı İlk kez facebookta bir dostun mesajında görmüştüm bu afişi , cumartesi günleri olağan kadıköy ziyaretlerimden birinde dvd rafında görünce kaptım hemen. Film ingiliz yapımı , ingilizler niye daha çok film çekmezler merak ediyorum . Film afişine bakınca değişik çağrışımlar yapabilir ama pek alakası yok. imdb.com’da filmi araştırdığımda iki tane kayıt çıktı birisi 2004 yılı yapımı 18dk. lık bir kısa film , diğeri de 2006 yılı yapımı 102 dk. uzun metraj. Yönetmen yapımcı hep aynı , heralde önce kısa filmi yaptıktan sonra keşke şurayı şöyle yapsaydık , şu sahneyi buraya bağlasaydık diye düşünerekten uzun metraja çevirmişler.

Film bir güzel sanatlar öğrencisinin uykusuzluk problemine derman olsun niyetiyle bir süpermarkette gece vardiyasında işe başlaması ve buna bağlı olarak hayalgücünün onu nerelere götürdüğü ile ilgili . Bu gidilen yolu çizerken de pek çok kişinin en fantastik hayallerinden biri olan zamanı , mekanı , insanları ve olayları dondurarak içinde gezinme yeteneğini kullanıyor , bunu da bazı sahnelerde komedi bazı sahnelerde drama unsurlarını öne çıkarmak için dengeli kullanınca izlemesi gayet keyifli ve akıcı bir film oluyor.

İnsan bir filmde kendinden parçalar bulunca daha bir hoşuna gidiyor , üniversitede okurken yazın otellerde gece vardiyalarında bolca çalışmış biri olarak o bitmek bilmeyen dakikaları saya saya güneşin doğmasını nasıl beklediğimi hatırladım bu filmi izleyince , ne içtiğim kahvelerin ne de kurduğum hayallerin haddi hesabı olurdu . O nöbetlerde fenerbahçeye kaç avrupa kupası , kaç şampiyonluk kazandırmışımdır ben bile hatırlamam.

Filmdeki favori karakterim market müdürü.

Kısa film tanıtımında geçen güzel cümle

…You give 8 hours…They give you money…

ingsoc

1984 movie big brother ingsoc

büyük kestane ağacının altında

sen beni sattın

ben seni sattım

Positions by Seo-Watcher